7 haziran 2021
Yaz tatilinin başlamasına 4 gün kaldı.Okulumuz  Dolmabahçe Sarayı'na gezi düzenlemeye karar verdi,ilk defa gidecektim ve içimi merak sarmıştı.Aslında haberlerden ve internetten birçok fotoğrafını görmüştüm.Önü denizle çevrili,2 abidevi kapısı,sarayın çoğu yerinde Çınar ağaçları vardı.Okul servisimizle yola çoktan koyulmuştuk.

Serviste tekli koltuğa oturmuş,camdan dışarıya bakıp ilgimi çeken herşeyin resmini çiziyordum.Resime olan ilgimi anlamışsınızdır.Bu arada ben Berrak,9 sınıfa gidiyorum.Fazla arkadaşım yoktur.Olanlarlada samimi olduğum söylenemez.Kendimi bildim bileli çekingenimdir.
-Camı kapat Van Kedisi,diye seslendi İdil.
Van kedisi demesinin sebebi bariz belli ama yine de açıklamak istiyorum sağ gözüm mavi renk,sol gözümse yeşil.Alışmıştım artık.Kamburumdan dolayı da "Deve" denirdi ama fazla umrumda değildi.Beni seven birtek teyzem Canan var sanırım.Annem ve babamı hiçbir zaman tanımadım.Beni bırakıp gitmişler.Tek tanıdığım akrabam teyzem.Teyzeden öte benim için,onla yaşıyorum doğumumda da o vardı,şimdi de.

Dolmabahçe sarayına varmıştık.Çizim defterlerimi toplamam epey bi zamanı aldı.Servisten en son inen kişi oldum.Kimse de beni beklememişti.Sınıfımı aramaya başlarken Dolmabahçe Sarayı'nın Hasbahçe'sinde yerde bir harita buldum.Haritada belli yerler oklarla gösterilmişti.Harita beni bir yere götürmeye çalışıyordu.Burası da Dolmabahçe Sarayı'nda bir yeri,bölgeyi tarif ediyordu.Burası Dolmabahçe Saat Külesi'ni gösteriyordu.Orda ne vardı ki? Açıksası merak etmiştim.Haritanın içindende 2 adet anahtar çıktı.Üzerinde hiç bilmediğim bir dil yazıyordu.Hangi dil olduğunu bilmiyordum."Herhalde şaka yapmışlardı bende bir anlık inanmıştım." düşüncesiyle haritayı ve anahtarlı bulduğum yere bırakıp oradan ayrıldım.
-Seni arıyorum 20 dakikadır,sonunda bulabildim.Nerelerdeydin?,diyerek İdil'in seslenişini duydum.Tabikide ona haritadan ve anahtarlardan bahsetmedim.
-Resim defterlerimi toplamam uzun zamanımı aldı,kalemlerimde her yere saçılınca onları aramakla uğraştım,diye geveledim.Sınıfımızın olduğu yere doğru yürümeye başladık.Sınıfın oraya geldiğimizde Dolmabahçe Sarayı'nın kapıları açılıyordu,görevli kişi bize kendini "Sihirbaz Ziya" diye tanıtmıştı.Komik,espritüel bi' o kadar da kibar bir insandı.Kapılar açıldığı an gözüme ilk çarpan Muayede Salonu'nun gözdesi olan avizeydi.O kadar parlak ve bir o kadar da büyüktü ki gözlerimi yaklaşık 1 dakika boyunca ondan alamadım.Fotoğrafını çekmek için telefonumu çıkarttığım an hiç bir bilmediğim bir uğultu sesi duydum.Sanki deprem oluyormuş gibiydi.Ama sallanmıyorduk.Herkes yangın olduğunu zannetmişti. Ve bir yerlere kaçmaya başlamıştı.Saraydan dışarı çıkıp oradan uzaklaşınca uğultunun Saat Kulesi'nden geldiğini anladım.Aslında gidip bakmak istiyordum.İçimi merak sarmıştı.En fazla ne olabilirdi ki.Merak duygusu içimi daha fazla sarmıştı. Ve merak içinde Saat Kulesi'ne doğru koştum.Normalde kapısının önünde güvenlikler olurdu ama bu sefer yoktu.Bu fırsatı değerlendirmeliydim.İçine girdim,merdivenler hızlı adımlarla yukarı çıktım.Yukarı doğru dışarı çıkmaya başladığımda sesler daha yaklaşıyordu. Ve en üst katına geldiğimde Sihirbaz Ziya diye tandığımız Ziya Abi elinde bir harita ve cebindeki iki anahtarla telaş içinde görünüyordu. Ve Saatin olduğu yerden bir kapı açıldı bende koşarak Ziya Abi'nin sırtından tutup onunla beraber oranın içinde girdik. Şok olmuştum.Burasıda neresiydi? Ağlamaya başladım. Gözyaşlarıma hakim olamıyordum. Ziya Abi'de şok şaşırmıştı,beni görünce endişe ile baktı.
-Napıyorsun burda yaramaz?
-Uğultu,dedim.Kekeledim.Kelimenin devamını getiremedim.
Sanırım anlamıştı.Beni şekerden yapılmış bir bankın üstüne oturttu.
-Anlat bakalım,nasıl geldin buraya?
Hepsini anlattım. Fazla şaşırmamıştı. Soru sorma sırası bendeydi.
-Sen?,
dedim.
-Ben mi?
-Evet sen,buraya nasıl geliyorsun ve neden geliyorsun?
-Çok meraklısın ufaklık,diyip anlatmaya başladı.
-Ailemi arıyorum. Yıllar önce buraya Dolmabahçe Saat Kulesi'ne geziye gelmiştik ve onları kaybettim.Bu geçitten geçip gittiler.Yıllardır hergün buraya gelip onları arıyorum. Ama bu gün bulacağım. Harita bugünü gösteriyor. Uğultu sonrasında ailemin ortaya çıkacağını.
Şaşırdım mı desem üzüldüm mü bilemedim. Aynı duyguları ben de yaşıyordum.
-Saat 17.00'a kadar zamanımız var. Eğer saat geçerse burada sıkışıp kalırız,dedi
Hiçbir şey konuşmadan hızla ailesini aramaya başladık. Burası şekerden yapılmıştı. Herşey hemde. Burada bizden başka insan da yoktu. Sessizlik içinde yolumuza devam ettik.
Tâ ki onu görene kadar.


Yemyeşildi.Herşeyi; gözü,saçı,sakalı,burnu... Bu bir cüceydi.
İkimizde korkmuştuk. Cüceden korkulur mu diyeceksiniz. Korkulur. Çünkü bu korkulması gereken bir cüceydi.Kaçamaya başladığımız an bir anda ışınlanıp önümüzde belirdi.Sonrasını hatırlamıyorum.Kalktığım an kollarım bağlıydı.Burası bir hücreydi ve burada ben,Ziya Abi ve  kadın ve erkek vardı.40-50 yaşlarındalardı. Ben onları süzerken Ziya Abi ağlıyordu.
-Neden ağlıyorsun?!
-Onlar annem ve babam.
Şok oldum. Kendimden geçmiştim. Ne yapacağımı nasıl teselli edeceğimi bilmiyordum ama bu onun için çok güzeldi.
Kadın ve erkekte Ziya Abi'ye bakıp ağlamaya başladılar.Ama kolları bağlı olduğu için sarılamıyorlardı.Bir andan kadın bana bakarak ağlamaya başladı.
-Kızım.Özür dilerim ilk abinden sonra senden ayırdılar bizi,özür dilerim affet.
-Ne?
Dediklerinden birşey anlamamıştım.Ama sonra anladım.Ben onların kızıydım.Bunun farkına varmam 5 dakikamı aldı. Ziya Abi'de çok şaşkındı.Şimdi ben Ziya Abi ile kardeş miydim?Ve bu kadın ve erkekte benim anne ve babam mıydı? İçimdeki mutluluk duygusu korkumu soğurmuştu.Onlarla uzun uzun sohbet ettik. Mutlu bir aile tablosu gibiydi. Ardından buraya nasıl geldiklerini öğrendim. Bizim yeşil cüce dediğimizin adı Tora'ymış. Ve geldikleri gezide onları buraya hapsetmiş.Peki beni nasıl doğurmuştu? Oraya hapsolduğu zaman bana hamileymiş.Ama ben daha doğmamışım.
-Ben nasıl buraya geldim?
-Tora sayesinde. Arada sırada merhameti gelir gider. O da merhametli zamanlarındandı.
dedi.
Bu koyu sohbete ara vermemiz gerekiyordu. Çünkü Tora gelmişti.
-Bizi neden burda tutuyorsun?
diye sordu Ziya Abi'm
Cevap gelmedi.
Buradan kaçmalıydık çünkü saat 16.00'dı acilen bir yolunu bulmamız gerekiyordu. Tora gider gitmez birbirimizin düğümümü açtık. Tel tokam sayesinde. Sanırım bu sefer başarmıştık. Hemen merdivenlerden aşağı inip çıkışa ulaştık. Ama işler istediğimiz gibi olmadı. Tora ışınlanıp yanımızda belirdi. Ve Ziya Abi'mi yakaldı. Ve bizimle bir oyun oynamak istedi. Eğer aklında tuttuğu 1 ve 10 arasındaki rakamı  bulursak abimi bize verecek ve bu diyardan gidicekti. Ve 2 şansımız vardı. Acaba 4 olabilir miydi? Tora ismi 4 harfliydi ve 4 olabilirdi.
-Dört
-Yanlış cevap son hakkınız. Düşündüm ve o sırada gözüm şu anahtarlara takıldı. İkisinin üzerinde de 7 yazıyordu. Sanırım bulmuştuk. - Yedi,  Şaşırmıştı abimi bize bırakıp haritanın içine girdi. Hepimiz şaşırmıştık nereye gitti diye. Ama umrumuzda olmadı. Saate baktığımızda saat 16.20'ydi daha zamanımız vardı. Şekerden yapılmış bankın üzerine oturup koyu sohbetimize daldık.